|
||
Bir haftayı daha bitirmek üzereydik.Ta ki Milli Eğitim Müdürlüğü’nden ; öğrencileri Cumartesi günü sinemaya götürmemizi emreden yazı gelinceye kadar. Gösterimdeki “ Yüz Yirmi” filmi öğrencilere bedava izlettirilecekti. Okul Müdürümüzün, öğrencilerin sinemaya götürülmesiyle görevlendirdiği öğretmenler arasında ben de vardım. İlk duyduğumda , bir tatil günü sabahına sinemada başlamak fikri pek hoşuma gitmemişti ama ne yapalım görevdi ve gidecektik. Cumartesi sabahı 8:30‘da sinemanın önündeydik. Öğrencileri sinema salonuna aldık. 9:00’da film başladı. Neden “ Yüz Yirmi” sorusunun cevabını filmin ilk bölümünde alamadım. Ancak ikinci bölümde , bu sorunun cevabını öğrenebilmiştim. İkinci bölüm ilk bölümden çok farklıydı . Daha duygusal ve daha sürükleyiciydi. Birinci Dünya Savaşı başlamıştı ve Van’dan Erzurum’daki askerlerimize cephane taşınacaktı. Cephaneyi taşıyacak araba , eşek hatta asker olmadığı için bu görevi 12 ile 17 yaş arasındaki 120 vatan evladı yapacaktı. Askerlerin( çocukların) vilayetin önünden uğurlanma sahnesi salondaki herkesi ağlatmıştı. Çocuklar; o karda , soğukta ölüme gidiyordu. Evet tarih bütün acı ve gerçekliğiyle önümüze seriliyordu. Bu vatan için insanlarımız neler yapmıştı, neleri feda etmişti . Ya biz? İşte bu soru zihnimi kurcaladı durdu film boyunca. Peki biz aynı şartlarda olsak ne yapardık. Göze alır mıydık her şeyi? Ya da gözardı edebilir miydik geride kalanları ? Ya da kaçımızın babası çocuğunu feda edebilirdi bir çırpıda .Ya şimdi , ya şimdi ne yapıyoruz bu ülke için ? İşte bu sorulara en çok cevap vermesi gerekenler arasında biz eğitimciler de varız. Tarihine en çok saygı duyan , ülkesi için en çok çalışandır. Geleceğimiz olan yavrularımızı en iyi şekilde yetiştirendir. Aksi halde inanın o insanların bizde çok hakları vardır. Gidip de dönemeyen fırtınaya yakalanan , donarak ölen o çocuklar gibi nice insanların haklarını ödemek kolay değil.
|